30 Aralık 2016 Cuma

Güzeldi kız çocuğu

Uyuyamıyordu. Uyanmışlığı uyutmuyordu bir türlü. Küçük dokunuşların büyük yıkımlara neden olduğu bir yerde yaşıyordu. Bazılarının şimdiden öyle yer mi olur? dediğini duyar gibiyim olur, hem de öyle bir olur ki hayal bile edemezsiniz. Hassasiyet ve güç nasıl barınır aynı bedende? Buna nasıl tahammül edilir? Vazo kadar kırılgan, demir kadar sağlam olmak mümkün mü? Söylenenlerin sarstığı, yapılanların düşürdüğü fakat ikisinin de parçalayamadığı bir vazo. Kırılsa, dağılsa  daha kolay olacak belki... Zaman bu şekilde ilerlerken ne mi oldu? Paramparça... Kolay mı bu coğrafyada sağlam durmak yerle bir ederler insanı! Daha kötüsü de oldu o parçalanmışlık, o dağılmışlıktan sonra tekrar bütün olmayı öğrendi.  Daha kırılgan, daha güçlü... Sağlam olduğunu düşündükçe birileri en olmadık yerinden kırıyordu. Zarar görüp görmediğini bile anlamıyordu. 

Sonra bir yaşam alanı buldu kendine, sığındı aciz bir kız çocuğunun bedenine. Var etmek için toprağa, suya, ateşe ihtiyacı yoktu o sadece korunmak istiyordu, denemek değil! Güzeldi kız çocuğu... Yalın ayak dolaşırken kafasına aldığı darbeyle hissetmişti ilk acıyı ve hiç unutmayacaktı. Bazı şeyler bu kadar canlı hatırlanmamalı, unutmayı bilmeli insan, bazı yaşanmışlıklardan sonra unutunuz yazan etiketler verilmeli, soğuk içinizler, çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayanızlar yetmiyor artık. Ekmek gibi su gibi! Sevmeyi seviyordu küçük kız, sevgi çok mu büyüktü de taşıtmadı kendini? Büyüktü yoksa sığardı. Evin yolunu tuttu, birbirine saldıran insanlar gördü. Anlamaya yeni başlayan birinin görmemesi gerekirdi ama yoktu kötülükleri gizleyecek biri. Anlamını bilmediği sözler tekmeler yumruklar ahenk sağlamasa da bütünlük içindeydi. Onların küfür denilen insan uydurması şeyler olduğunu sonradan öğrendi. Korkudan büyüyen siyah gözleriyle izliyordu. Gördükleri o siyahlıkta kayboluyor adeta bir kara delik gibi içine çekiyordu.  Korkusunu bir kenara bırakıp onlara yaklaştı. Gitme! üzüleceksin yanacak canın! Kollarınıza sevgi sığar bunları bırakır mısınız?  Duymadılar. Bağırdı. Baktılar. Çekil şuradan bacaksız sözüyle birlikte göğsünde hissettiği el onu geriye iterken kollarının boş olduğunu fark etti. Neredeydi sevgi?  Düşmüştü, üzerine konmak için yarışıyordu toz zerrecikleri. Neden kelebekler yarışmaz insana konmak için? Ağlıyordu. Sevgi de yoktu ne yapacağını bilmiyordu. Öfkelendi yerden toprağı alıp üzerine atmaya başladı.  Elleri küçücüktü. Toprağı kavramak için sertçe sürüyor, ellerini kanattığını fark etmiyordu. Onu iten el üzerine toprak atan bu çocuğu görünce güldü, diğerleri de güldü. Kaybettiği sevgi onlara mı geçmişti neden bakıp gülüyorlardı? Onlar güldükçe daha çok bağırıyordu susturmaya çalıştı. Yapamadı. Biri küçüğün üzerine toprak attı, diğerleri onu taklit etti. Ortada kalmıştı etrafında ona toprak atan insanlar vardı. Ölmemişti... Ölüye atılmaz mıydı toprak? Canı yanıyordu toprakla gelen taş parçaları parçalıyordu masum, küçük yüzünü neden o an onu içine çekip kurtarmadı oradan? Sevginin onlarda olmadığını anladı.Küçüktü ama biliyordu sevgi bunları yaptırmazdı. O an biri gelip etrafındakileri dağıttıktan sonra elinden tutup çıkarabilirdi oradan, gelmedi kimse! Zaten beklemiyordu. Bir adam sevebilir mi bir kız çocuğunu? Dokunabilir mi incitmeden?

Ayağa kalktı koştu kendi başına kurtulmuştu onlardan ama sadece o anlık bir kurtulma, bunun geriye kalan hayatında süreklilik sağlayacağını nereden bilebilirdi? Terk edilmiş bir evin bahçesine girdi. Kim bilir belki de bu yüzden terk edemedi hiçbir zaman. İçeri girdi. Boyası dökülmüş,  birkaç eşya bir vazonun bulunduğu virane bir ev. Eline aldı ilk kez görüyordu içinde olduğunu bilemeyecekti. Kim bilir ne güzel şeyler konulabilirdi o vazoya koyacak bir şeyi yoktu olanları anlattı. Vazonun söylenenleri sessizce içine alışı hoşuna gitti, dinlenilmek güzel şey. Sevdi vazoyu yanına alamazdı ona ait değildi bu nasıl bir çelişkiydi?  Seviyorsun senin değil? Yerine koydu vazoyu artık eve dönmeliydi döndü anlatmadı annesine aksine mutluluğundan bahsetti. Son yaşantı, ilkleri hükümsüz kılabilir miydi? Heyecanlıydı bir an önce sabah olsun istiyordu vazosuna kavuşacaktı. Onun muydu?  Sabah oldu vazoya koştu evden çıkıp yeni bir eve girdi. Ne kadar sürerdi ait olunandan çıkıp terk edilmişliğe yolculuk? İçeri girdi vazo yoktu. Üzüldü. Onun değildi neden üzüldü ki kaybettiğine?Acı kaybımız denilmedi bir çocuğun kaybı onların kaybı olmaz. Gezindi evin içinde o vazo dışında iki tane daha  vardı. Önceden fark etmemişti üstelik bunlar daha güzeldi. Onları istemiyordu o dün yaşadığı olayı içine koyduğu vazoyu arıyordu. Duvarın dibinde yan yatmıştı vazosu buldu sarıldı dün fark etmemişti altı yoktu. Hoşa gidenler çoğunlukta olunca fark edilmiyordu eksiklikler.  

Vazonun içine koydukları kaybolmuş diye üzüldü ardından dibi olmayan bir vazoya istediği her şeyi koyacağını anladı dolmazdı daha sıkı sarıldı kollarında parçalandı. Neydi bu tam bulmuşken kaybetmek?  Çok erken değil miydi? Birleştirmeli! yapamadı vazonun kırıkları kollarında kesikler oluşturmuştu küçük ince çizgileri dolduran sıvı kırmızılık. Bu kadar kesik için fazla küçüktü bedeni gidemedi parçalarını yanına aldı bu yüzden hiç kıramayacaktı insanları. Evi bazı parçalarla terk etti. Terk edilmişlikte terk edilebilirdi. Eve gitti annesi temizledi kesikleri ne kadar temizlenirse artık. Odasına gittiğinde cebinden çıkardı vazonun parçalarını kırılması belki de iyi olmuştu. Vazoyu yanında taşıyamazdı ama bu parçalar hep onunla olacaktı.  Parçalara baktı üç tane küçük parça koyacak açık bir yer bulamadı. Annesinin temizlediği kesikler açıktı. Hem orada olursa hep onunla olurdu kolundaki sargıyı açtıktan sonra kesiğin üzerine koydu parçaları daha çok kanadı önemli değildi kavuşuyordu. Canının yanacağını bilse de insan ısrarla kavuşmak  ister.
Sardı tekrar kolunu mutluydu, bulmuştu. Bulduğunun tanımlayamıyordu, hissettiği tek bir anlamı karşılayacak nitelikte değildi. Yarası geç kapandı. Ondan sonraki yaşantısı zor oldu. İçinde hissettiği parçalar onu mutlu etse de dokunamıyordu, dokundukça kanıyordu. Artık vazo oydu o da vazo... Ayırt etmek mümkün değildi. Vazo mu bir beden yaratmıştı kendine yoksa beden mi kendine bir vazo? 

Sesletimler

Aşık olmuştu gözyaşları da mutsuzluğu da bu sebepten ötürüydü ne yaşadığını nasıl yaşadığını bilemiyordu artık. Gerçekten cümle sonundaki artık gibi artmıştı bir şeyler hayatında ve artanlar var olanların artığı niteliğindeydi. Onun suçu değildi savrulurken rüzgarda takılmıştı bir ağacın kurumaya yüz tutmuş dalına...

Nereden bilebilirdi ki aşkın mutsuzluk getireceğini...

-Aslında biliyordu- Karmaşık bir haldeydi bu böyle ne kadar sürecek bilmiyordu. Bu aralar hiçbir şey bilmiyordu. Onun da dediği gibi 'Hiçbir şey bilmiyorsun!' Sahi neredeydi, neden yanında değildi, neden yalnız ağlıyordu? Bu kadar meyilli miydi olmazlara, olamayacaklara, gelmezlere, gelmeyeceklere? Sorularla boğuşması ne kadar da kötüydü. Oysa hepsinin vardı bir cevabı, cevabını bilemiyor, bulamıyordu.

Onlardan geriye hep cevapsız sorular kalmıyor muydu? Bu yersiz şaşkınlıkta neyin nesi? Hayır, yersiz değil bu şaşkınlık hani tekerlekli sandalyeye mahkum olursun ve oradan kalkamayacağını bilirsin ya yanındayken sevdiğin birine zarar gelir koşup yardım etmeye çalışırsın kıpırdayamazsın bile kalkamayacağını bilirsin yine de kalkmak istersin oradan. Kalkamayacağın gerçeği öyle bir vurulur ki yüzüne bin kere lanet edersin kalkamayışına oysa bilirsin kalkamayacağını... Neden bu kez daha çok kahroldun? Yerin dibine batsın kalkamayacağın gerçeği o an çaresizlik içinde çırpınmayacaktın, kalkıp koşman lazımdı.Biz çok farklıyız seninle derken böyle bir çaresizlik hissetmişti bu farkı yok edemeyeceğini biliyordu buna rağmen sadece yok etmek istemişti. İsteği yerine getirilmedi, farklar yok edilmedi aksine çarpıcı ifadelerle yüzüne vurulup bu çarpıntı içerisinde gerçeği görmesi beklendi. -Bu beklentinin doğruluğu tartışılabilir-  Gördü ve gördükleri karşısında daha çok üzüldü bu da anlaşılmadı bir geceye birkaç hata sıkıştırmış ve bu -ona göre- masum isteği konunun dışında kalmış yerini kıyaslamalara bırakmıştı.

Yok, olmaz! demişti. Kendine rağmen sevmiş, sevebilmişti. -Onu kendine rağmen sevmesi çok önemliydi mesele sevmek değildi içinde tüm dünyaya yetecek kadar sevgi barındırıyordu mesele sevgisinin sarmaşığa dönüşmesiydi-  Sonra ne mi olmuştu? Herkese  bırakılan acılardan ona da bırakılmıştı. Ve sadece bakakalmıştı. Olanları anlamlandırmaya çalışırken Ondaki bitişini seyrediyordu ve bu sahne en iyi dram filmlerini bile kıskandıracak nitelikteyken yansıtılamadan içindeki karanlığa doğru yol alıyordu. Böyle olmamalıydı. Gereklilik saçmalığının ötesine geçemeyen ek hiçbir işe yaramıyordu. Olmamalıydı, üzülmemeliydi, yalnız bırakılmamalıydı ve böyle bu kip ekini barındıran binlerce cümle de kursa bunlar hiçbir işe yaramayacaktı çünkü çok iyi biliyordu ki olacaktı, üzülecekti ve yalnız bırakılacaktı.

29 Aralık 2016 Perşembe

Durumluk

Parmağını kesmişti akıtmak istiyordu içindekileri,  bir çıkış yolu arıyor, bulamıyordu. Bu bilmezlik hali içinde bastı asansörü çağırma tuşuna. Asansörün gelmek için çıkardığı gürültü ile parmak ucunda beliren kan aynı ana denk gelmişti. Asansör bile gürültüyle geliyordu, yok muydu usulca gelen? Gidişler gürültülü olmuyor mu gelenin bu acelesi kalınacak bir yer olmadığını bilmesinden miydi acaba. Yine tasarı ve iç konuşmaların arasında kaldı. Parmağına yanlışlıkla oldu diyemedi, yalan söylemeyi beceremiyordu. Öfkenin doğal sonucuydu parmağında bir çizgi gibi beliren kan. Peki kimeydi bu öfke, niyeydi bu kesik? Ne kadar gülünç bir durum. Kesiğin altına bastırıp kanı dolgunlaştırırken parmağını geriye çekiyor, kanı içine hapsederek yarasıyla oynuyordu. Hep oynamıştı yaralarıyla... Bazen çabuk iyileşseler de çoğunlukla derinleşip iyileşmez hal almışlardı. Ne çok yarası vardı böyle! Ne dinmez kanmış nasıl çıkıyordu o kan, o bedenden, nasıl akıyordu? Olmazlar neden durdurmuyordu? Neden daha çok kanatıyordu? Neden sarmıyordu? Bu soruları sorarken bile biliyordu neden yapmadığını söylemek istemiyordu. Kendisini anlamayacağını düşünüyordu kendisi bile anlamayacaksa neden sarmadığını... Bunu kendine bile anlatamayacaksa akan kanın ne önemi var? Kan kaybından ölmezdi ama kendi kaybından ölebilirdi. Kaybetmemeliydi kan durmasa da o hep durmalıydı kendisiyle...

Seçilemeyen

Yağmur gibi yağıyorsun üzerime,
Durunca damlaların sürekliliği
Olacak felaketim,
Tekrar ıslat isteyeceğim
Belki yağmayacaksın bir daha
Ve ben çölleşeceğim,
Duracak damlalar ben kuruyacağım...

Yağmur gibi yağıyorsun üzerime,
Durunca damlaların sürekliliği
Doğacak güneşim,
Çıkacak en parlak renklerle bezenmiş kuşağım
Gökkuşağı demeyecekler,
O, benim kuşağım olacak
Göğün değil..
Yeni renkleri olacak
Birbirimizde bulduğumuz
Kayıplar gibi...
Alışılagelmişin dışında olacak
Bizim gibi...
Açıklanamaz olacak,
Derin anlamları olsa da anlaşılmayacak...
Sen daha çok yağacaksın üzerime
Ben doyamayacağım sana
Daha çok ıslanacağım,
Duracak damlalar ben,

Sen'leşeceğim...

12 Aralık 2016 Pazartesi

Satır Arası

Çok isterdim var olmayı. Olmazlar olmayacaklar üzerine kurulu bir hayat değil mi senin ki? Hayır değil! Oldu bazı şeyler kandırma artık kendini, olmadı olmayacak sen de biliyorsun ama ben sanmıştım ki... Sanma o halde sana mı kaldı sanrılarına güvenmek? Güvenecek başka bir şey bulamadın mı? Bulamadım, ben güvenemiyorum ki. Kendine de mi? Hayır, bir tek kendime güveniyorum boşa çıkardığım olmadı ki hiç. Sen öyle san, bunlar hep aldanış. Değil! Yeter sus artık! Ben konuşmuyorum ki sen konuşuyorsun bunu bile ayırt edemiyor musun? Ayırt etmeme izin vermiyorlar ki çok ses var. Bu son ses olacak madem  ikimizde yorulduk artık daha fazla devam etmenin bir anlamı kalmadı, biliyorsun. Bilmiyorum hiçbir şey bilmiyorum. Ölecek miyiz?  Hayattan zevk alanlar ölüm der bu bizim için şölen olacak kendini bu kez de mutlu yaşayanlarla mı karıştırdın? Mutluyum ben. Değilsin. Olmaya çalışıyorsun. Bu çabam mutlu olmam için yeterli değil mi? Hayır değil elindeki hiçbir şey mutlu olmak için yeterli değil.  Çok mu zor mutlu olmak? Hayır çok kolay sen de kolaylıklar yok şimdi ben susuyorum, ben susarsam senin yok oluşun başlayacak.  Susma, gitme sen de lütfen ses ver! Bir anlamı kalmadı o zaman? Anlamsızlık ölüm mü getirecekti bana ölüm değildi şölen denilmişti az önce şölenler eğlenceli olurdu  yok olurken eğlenir mutlu olurdum belki.