Uyuyamıyordu. Uyanmışlığı uyutmuyordu bir türlü. Küçük dokunuşların büyük yıkımlara neden olduğu bir yerde yaşıyordu. Bazılarının şimdiden öyle yer mi olur? dediğini duyar gibiyim olur, hem de öyle bir olur ki hayal bile edemezsiniz. Hassasiyet ve güç nasıl barınır aynı bedende? Buna nasıl tahammül edilir? Vazo kadar kırılgan, demir kadar sağlam olmak mümkün mü? Söylenenlerin sarstığı, yapılanların düşürdüğü fakat ikisinin de parçalayamadığı bir vazo. Kırılsa, dağılsa daha kolay olacak belki... Zaman bu şekilde ilerlerken ne mi oldu? Paramparça... Kolay mı bu coğrafyada sağlam durmak yerle bir ederler insanı! Daha kötüsü de oldu o parçalanmışlık, o dağılmışlıktan sonra tekrar bütün olmayı öğrendi. Daha kırılgan, daha güçlü... Sağlam olduğunu düşündükçe birileri en olmadık yerinden kırıyordu. Zarar görüp görmediğini bile anlamıyordu.
Sonra bir yaşam alanı buldu kendine, sığındı aciz bir kız çocuğunun bedenine. Var etmek için toprağa, suya, ateşe ihtiyacı yoktu o sadece korunmak istiyordu, denemek değil! Güzeldi kız çocuğu... Yalın ayak dolaşırken kafasına aldığı darbeyle hissetmişti ilk acıyı ve hiç unutmayacaktı. Bazı şeyler bu kadar canlı hatırlanmamalı, unutmayı bilmeli insan, bazı yaşanmışlıklardan sonra unutunuz yazan etiketler verilmeli, soğuk içinizler, çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayanızlar yetmiyor artık. Ekmek gibi su gibi! Sevmeyi seviyordu küçük kız, sevgi çok mu büyüktü de taşıtmadı kendini? Büyüktü yoksa sığardı. Evin yolunu tuttu, birbirine saldıran insanlar gördü. Anlamaya yeni başlayan birinin görmemesi gerekirdi ama yoktu kötülükleri gizleyecek biri. Anlamını bilmediği sözler tekmeler yumruklar ahenk sağlamasa da bütünlük içindeydi. Onların küfür denilen insan uydurması şeyler olduğunu sonradan öğrendi. Korkudan büyüyen siyah gözleriyle izliyordu. Gördükleri o siyahlıkta kayboluyor adeta bir kara delik gibi içine çekiyordu. Korkusunu bir kenara bırakıp onlara yaklaştı. Gitme! üzüleceksin yanacak canın! Kollarınıza sevgi sığar bunları bırakır mısınız? Duymadılar. Bağırdı. Baktılar. Çekil şuradan bacaksız sözüyle birlikte göğsünde hissettiği el onu geriye iterken kollarının boş olduğunu fark etti. Neredeydi sevgi? Düşmüştü, üzerine konmak için yarışıyordu toz zerrecikleri. Neden kelebekler yarışmaz insana konmak için? Ağlıyordu. Sevgi de yoktu ne yapacağını bilmiyordu. Öfkelendi yerden toprağı alıp üzerine atmaya başladı. Elleri küçücüktü. Toprağı kavramak için sertçe sürüyor, ellerini kanattığını fark etmiyordu. Onu iten el üzerine toprak atan bu çocuğu görünce güldü, diğerleri de güldü. Kaybettiği sevgi onlara mı geçmişti neden bakıp gülüyorlardı? Onlar güldükçe daha çok bağırıyordu susturmaya çalıştı. Yapamadı. Biri küçüğün üzerine toprak attı, diğerleri onu taklit etti. Ortada kalmıştı etrafında ona toprak atan insanlar vardı. Ölmemişti... Ölüye atılmaz mıydı toprak? Canı yanıyordu toprakla gelen taş parçaları parçalıyordu masum, küçük yüzünü neden o an onu içine çekip kurtarmadı oradan? Sevginin onlarda olmadığını anladı.Küçüktü ama biliyordu sevgi bunları yaptırmazdı. O an biri gelip etrafındakileri dağıttıktan sonra elinden tutup çıkarabilirdi oradan, gelmedi kimse! Zaten beklemiyordu. Bir adam sevebilir mi bir kız çocuğunu? Dokunabilir mi incitmeden?
Ayağa kalktı koştu kendi başına kurtulmuştu onlardan ama sadece o anlık bir kurtulma, bunun geriye kalan hayatında süreklilik sağlayacağını nereden bilebilirdi? Terk edilmiş bir evin bahçesine girdi. Kim bilir belki de bu yüzden terk edemedi hiçbir zaman. İçeri girdi. Boyası dökülmüş, birkaç eşya bir vazonun bulunduğu virane bir ev. Eline aldı ilk kez görüyordu içinde olduğunu bilemeyecekti. Kim bilir ne güzel şeyler konulabilirdi o vazoya koyacak bir şeyi yoktu olanları anlattı. Vazonun söylenenleri sessizce içine alışı hoşuna gitti, dinlenilmek güzel şey. Sevdi vazoyu yanına alamazdı ona ait değildi bu nasıl bir çelişkiydi? Seviyorsun senin değil? Yerine koydu vazoyu artık eve dönmeliydi döndü anlatmadı annesine aksine mutluluğundan bahsetti. Son yaşantı, ilkleri hükümsüz kılabilir miydi? Heyecanlıydı bir an önce sabah olsun istiyordu vazosuna kavuşacaktı. Onun muydu? Sabah oldu vazoya koştu evden çıkıp yeni bir eve girdi. Ne kadar sürerdi ait olunandan çıkıp terk edilmişliğe yolculuk? İçeri girdi vazo yoktu. Üzüldü. Onun değildi neden üzüldü ki kaybettiğine?Acı kaybımız denilmedi bir çocuğun kaybı onların kaybı olmaz. Gezindi evin içinde o vazo dışında iki tane daha vardı. Önceden fark etmemişti üstelik bunlar daha güzeldi. Onları istemiyordu o dün yaşadığı olayı içine koyduğu vazoyu arıyordu. Duvarın dibinde yan yatmıştı vazosu buldu sarıldı dün fark etmemişti altı yoktu. Hoşa gidenler çoğunlukta olunca fark edilmiyordu eksiklikler.
Vazonun içine koydukları kaybolmuş diye üzüldü ardından dibi olmayan bir vazoya istediği her şeyi koyacağını anladı dolmazdı daha sıkı sarıldı kollarında parçalandı. Neydi bu tam bulmuşken kaybetmek? Çok erken değil miydi? Birleştirmeli! yapamadı vazonun kırıkları kollarında kesikler oluşturmuştu küçük ince çizgileri dolduran sıvı kırmızılık. Bu kadar kesik için fazla küçüktü bedeni gidemedi parçalarını yanına aldı bu yüzden hiç kıramayacaktı insanları. Evi bazı parçalarla terk etti. Terk edilmişlikte terk edilebilirdi. Eve gitti annesi temizledi kesikleri ne kadar temizlenirse artık. Odasına gittiğinde cebinden çıkardı vazonun parçalarını kırılması belki de iyi olmuştu. Vazoyu yanında taşıyamazdı ama bu parçalar hep onunla olacaktı. Parçalara baktı üç tane küçük parça koyacak açık bir yer bulamadı. Annesinin temizlediği kesikler açıktı. Hem orada olursa hep onunla olurdu kolundaki sargıyı açtıktan sonra kesiğin üzerine koydu parçaları daha çok kanadı önemli değildi kavuşuyordu. Canının yanacağını bilse de insan ısrarla kavuşmak ister.
Sardı tekrar kolunu mutluydu, bulmuştu. Bulduğunun tanımlayamıyordu, hissettiği tek bir anlamı karşılayacak nitelikte değildi. Yarası geç kapandı. Ondan sonraki yaşantısı zor oldu. İçinde hissettiği parçalar onu mutlu etse de dokunamıyordu, dokundukça kanıyordu. Artık vazo oydu o da vazo... Ayırt etmek mümkün değildi. Vazo mu bir beden yaratmıştı kendine yoksa beden mi kendine bir vazo?