7 Ocak 2017 Cumartesi

Gün Sonu

İsim kullanmıyor oluşum yazılanların anlaşılmasını zorlaştırıyor olabilir fakat bilinmeli ki bunlar önemsiz şeyler. Birisi ondan bir konuda yardım istemişti. Yardım isteyen kişi bunu biraz utanarak yapmıştı yakın değillerdi. Bir insana yardım etmek için arada bir yakınlık olmasına gerek yoktu bunu henüz öğrenmemiş olmalıydı. Bir şey daha isteyecekti ama yine yakın olmadığı düşünerek istememişti. Bunları söylemlerden anlayabiliyordu. Ona isteyemediğini de sunacaktı.  Aradan bir gün geçtikten sonra yeni günün sabahında bir araya geldiler. İstediğini ona verdikten sonra isteyemediğini de verdi bu da sana yardımcı olur diyerek uzattı günlerini alan çalışmasını, başkaları gibi sakınmıyordu. İsteyemediğini de alan kişi oldukça mutluydu. Bunları da isteyecektim ama vermezsin diye söylemedim dedi. Neden vermeyecektim ki bir kağıtta yazılanlar bir insanın iyi hissetmesinden daha mı önemliydi? Elbette değildi. Birisinin yükünü hafifletmiş olmanın rahatlığıyla yerine geçti. Aynı ortamdaydılar. Memnuniyetini göstermek için ona gülümsüyordu. Güzeldi gülümsemesi, herkesin gülümsemesi güzeldir. Saat ilerledi. Ortamdan soyutlanmış bir şekilde otururken ondan yardım isteyen kişinin seslenmesiyle varlığı somutluk kazandı. Sana çikolata aldım dedi karşısındaki kişi. O anlamsız gözlerle çikolataya ve onu uzatan kişiye bakıp ne iğrenç bir durum diye içinden geçirirken el çabukluğuyla çikolatayı alıp teşekkür etti. Çantasına koyduktan sonra bir kez daha iğrendi. Bu kez hem o kişiden hem kendinden. Işıklar, sesler, insanlar... Her şey ne kadar da nefret edilesi diye düşündü. Bulunduğu ortamda var olanların ya da var olduğunu sananların konuşmalarını duymak zorunda kalıyordu. Söyledikleri o kadar boş ve anlamsızdı ki... Konuşmanın boşluğu, konuşanın doluluğu ile orantılı diye düşünürsek o kişinin uzattığı çikolata o kadar da anlamsız değildi. Ondan iğrendi aldığı yardımın altında kalmamak adına uzatmıştı çikolatayı. Neden böyle durumlarda üstünlük taslamaya kalkışır ki insanlar?  Eğer verdiği kağıtlar  karşılığında almamış olsaydı bu çikolatayı belki de mutlu olacaktı başkalarını düşünen insanların var olduğunu gördüğü için ama görebildiği tek şey insan acizliğiydi. Kendinden iğrendi bu düşündüklerini yüzüne haykıramadığı için. Nasıl söylenir ki bu sahtelik. Üstelik çikolata sevmezdi. Bu onunla ilgili en çok bilinendi. En bilenini hiç bilmiyorsa hiç bilinmeyeni...  Ne acı! Yakın olmadıklarından ve çikolatanın kadınlar üzerindeki olumlu etkisinin saçmalığına inandığından almış olmalıydı. Çikolata çantadaki yerini almıştı ama o hayattaki yerini bir türlü alamamıştı. Yersiz olabilir miydi? Komik bir ifade oldu  sanki yersiz insan. Olsun.  Karşılıksız yapılan yardımlara inancın kalmış olmasına üzüldü. Herhangi bir şey için vermemişti kağıtları. Tek nedeni zor durumda kalan birininin işini kolaylaştırmaktı. Bunu anlamayacak kadar körleşmişlerdi. Öfkeleniyordu. Belki de bu kadar üzerinde durmamalıydı. Akşamüstü arkadaşlarıyla bir araya geldi. O arkadaş diye tanımlamıyordu. Bir arada yaşamak zorunda olduklarımızı isimlendirme ihtiyacı hisseden kişiyi bilmiyor olsa da bu isimlendirmelerin saçma olduğunu biliyordu. Konuşmaya başladı arkadaşları. Hepsinin anlatacağı bir şeyler vardı. Yalnız onun yoktu.  Süsledikleri aşkları ve yine aynı süslemelerle anlattıkları ayrılıkları... Ne çok anlatıyorlardı. Aşkın hikayesi hep aynıydı ayrılığın da öyle.  Neydi peki bu süs? Bu anlatı? Çok mutlu görünmek, ya da göstermek acı çektiğini neye yarar ki?  -mutluluk görülür, acı gösterilirdi, görülecek ya da gösterilecek bir olguya sahip değildi- Bir yararı olmalıydı pragmatizmin varlıktan daha önemli olduğu dönemlerde. Pragmatik olmadığı için anlamıyordu herhalde. Düşünmekten yorulmuştu.  Gün başlıyordu sabahın ilk ışıkları odaya yansırken düşüncelerinin yorduğu bedenini hissetti. Artık uyumalıydı. İnsanların güne başladığı saatlerde günü sonlandırıyordu. Onlar başlarken o bitiyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder