İhtiyacım var sana ve senin kim olduğunu bilmiyorum ya da nerede olduğunu. Ne zaman geleceğin konusunda da bir fikrim yok çünkü geleceğine inanmıyorum. Uzun bir yolculuk yaptım yol boyunca uyumadım on beş dakikayı geçmeyen kendinden geçmeleri uykudan saymıyorum. Yol boyunca müzik dinleyip kararan, tekrar aydınlanan yeryüzünü izledim türlü düşüncelerle. Yerin yüzü yoktu. Kadının saçı. Bir yerden gitmek başka bir yere gelmek anlamına taşıyordu. Ben hiçbir zaman tam gidemedim bu yüzden yarım kaldı gelmelerim. Otobüs sarsıldı. Geçen yıl yaptığım kaza geldi aklıma...
Çığlıklar, kan, soğuk hava, cam kırıkları ama korkmadım. Bu kez biliyordum bir şey olmayacağını hareket yönüm değişmişti ne de olsa. Aynı tarihte aynı kıyafetlerle yola çıkmam meydan okuma mıydı korkaklık mı bilmiyorum. Meydan okumaysa kime? Üzerimde ne olduğunu benden başka bilen yoktu ki? Korkaklıksa eğer neydi korktuğum? Kan yoktu ki kazağımda kan yoktu ki yüzümde? Belki de bu kadar uğraşmamalıydım kendimle. Eğer bir gün uğraşmaya değer bir şey bulursam -ki bulamayacağım- bırakırım belki bu uğraşı. Yanımda oturanın adı, gideceğim yerdeki en büyük hatırlatmaydı. Yoldayken kabul etmem gereken şeyler olduğunu gösteren Yaratıcı'ya sonsuz teşekkürler... Uyumakta zorlandığını başının öne düştüğünü gördüğüm için yerimi ve yastığımı adıyla gerçeklik haykırana verdim o iyi uyudu. Benim boynum ağrıdı. İnsanlar her zaman benden daha önemli. Tekrar yerime geçtiğimde onun elime dokunarak ettiği teşekkür somut boyun ağrımı geçirmese de iyi hissettirdi. İyi hissetmek için mi yaptım? Hayır kesinlikle. O iyi hissetsin diye bunlar farklı şeyler. Anlıyorsun değil mi? Ben anlıyorum. Otobüsün sözde bir dinlenme için durduğu yerde benimle saçma bir şekilde konuşmak isteyen iki erkek yolcu bir kez daha gösterdi... Gösterdiğinin ne olduğunu söylemek istemiyorum. Durduğumuz yerlerde dinlendim mi? Hayır. Belki de daha çok yoruldum hep ilerlemeli bir şeyler görmeliydim. Asılı ipler vardı ölümü hatırlatan dışarıyı seyredip uzaklaşırken kendimden o iplere yaklaşıyordum. Ölmeli miyim? Çok bile yaşadım. Bitti yolculuk indim otobüsten. Başka bir araca geçmem gerekiyordu. Yardımcı olmaya çalışan birinin sorularına cevap veremedim. Nerede ineceksin sorusuna vereceğim cevabı düşünürken yüzümde anlamsız bir bakış belirdi. Oysa anlamsız değildi bakışım nerede inilir bilmiyorum ki? Nerede ineceğimi bilmediğimden sürüp gitmek istiyorum. Cevap alamayınca nerede kalıyorsun sorusunu yöneltti yardım etmek isteyen kişi. Gerçekten yardım mı ediyordu anlamadım bir yerde kalamıyorum diye geçirirken içimden gerçek dünyaya dönmem gerektiğini fark ettim yoksa bırakıp gidecekti beni. Bırakıp giderler uğraşmak istemezler. Somutluk kazanınca söyledim ineceğim yeri. Varlığım boşlukta salınıyordu. Uzun yoldan mı geldin diyen yardımcı olmaya çalışan kişiye evet dedim ama uzun bir yolculuk değildi. Yalan söyledim. Oğuz Atay'a kalsa konusmamalıydım. Ona kalmadı. Bir yol sonlu bir evrende ne kadar uzun olabilir ki? Biter her yol, biter her insan. Araca geçtiğimde oturanlar yüzüme tuhaf tuhaf baktılar veremediğim cevaplar onlar için kolay olmalıydı. Yer kalmamıştı. Yerim yoktu. Şaşırmadım olası bir durum. Ayakta kaldım. İkilemlerden uzak kalmaya çalıştıkça üçlemler dörtlemler açığa çıkıyordu. Açığa çıkması gereken onlar değildi sana ihtiyacım var diyerek başladığım, gittikçe saçmaladığım günümü anlattığım kişi çıkmalıydı açığa. Dilden atılmalı gereklilik bildiren ifadeler! Kaldığım yere gelince indim. Etrafta birkaç kişi dışında kimse yoktu. Taşımakta zorlandığım bavullar... Kendini taşıyamayan birinin bavul taşıması oldukça komik dışarıdan kendime baksam kahkaha atardım. Odama çıkarken zorlandım dördüncü kata basamak basamak ağırlık çekmek yorsa da biraz sonunda ulaştım odama yatağıma uzanmak istemedim yatağım dediğime bakma kaldığım yere göre benim yatağım oysa ben bana ait bir şeyin olduğunu düşünmüyorum. Dolabın anahtarını alıp oyuncağıma sarıldım onu burada bırakmıştım özlemiştir diye daha fazla ihmal etmek istemedim. Dersin başlamasına 15 dakika kalmıştı ve ben tüm bu eylem ve düşüncelerle derse gittim. Yarım bıraktığım şarkıyı tamamlamak için kulaklığımı takıp yürümeye başladım. Sonuna kadar dinlenmiyor hiçbir şarkı her şeyi bu kadar yarım bırakılan ne kadar tamamlayabilir ki? Kendine sığamadım. Rüzgar esti ürperdim kulaklık aşağıya düşüp sallanmaya başladı tekrar dinlemek için kulağıma taktım. Biliyor musun biraz heyecanlandım. Kendime saçmalama ne heyecanı sanki farklı bir şeyle karşılasacaksın deyip yok ettim heyecanımı. Bir şey daha söyleyeyim farklı bir şey olsa da heyecanlanma dedim. Sence doğru mu bu? Bence değil ve şu an sen olmadığın için bencesi önemli. Sınıfa girdiğimde kulaklığı çıkarıp elime aldım. Başımı birini görmek için kaldırdığımda bana sallanan eli fark ettim. Yarım bıraktığım şarkı, yok ettiğim heyecanım arasında ne yapacağımı bilemedim buna rağmen ilerlemiş olmam büyük başarı. Başarı öyle büyük ki önümdeki küçük yükseltiyi görmedim ayağım takıldı sendeledim. Yardımcı olmaya çalışan kişi görse uzun yoldan gelmişsin derdi. O anımda sen olsaydin düşmemi engellemek için elini uzatırdın. Uzatırdın değil mi? Biri demişti ki düşmeyi engellemek düştükten sonra kaldırmaktan daha anlamlı tam böyle söylememişti ama buna yakın bir şeydi. Neyse kimse elini uzatmadı düşmemi engelleyen bir şey yoktu benden başka. O halimi görenler güldüler bana, ben de güldüm. Oysa acınasıydım. İçimin dışıma uyacağı bir zaman olacak mı? Önümdeki yükseltilere dikkat ederek hiç takılmadan neredeyse altı sıra ilerledim. Az önceki sarsılma içimi bir kenara bırakmam için olabilirdi. Yerime ulaştığımda sarıldım bana el sallayıp olduğu yeri gösterene. Olduğumuz yeri göstermek hep öyle kolay olsa keşke. Sarılırken gülümsedim üzerimde gereksiz bir hafiflik vardı. Oturdum yanımdakiyle önümdekilerle vasat bir konuşma yaptım. O an onlara bu sana anlattıklarımı anlatsam dinlemezlerdi çok konuştum. Kısa cevaplar yetiyordu onlara. Bana yetmiyordu çoğu şey. Sen dinliyorsun ya şimdi beni, yoksun diye. Olsan sen de dinlemezdin. O vasatlığın üzerimde oluşturduğu baskıyı duvarların ötesine taşımak için pencereleri açmaya başladım. Kaptırmıştım. Baskı fazlaydı. Daha çok pencere! Vardı... Açmama izin vermediler. Son açtığım pencerenin önünde bir süre durup derin nefes alınca attım biraz içimi. Hava soğuk diye kapatmamı istediler. Değildi. Bana dokunabilseler kül olacaklardı. Ama kapattım sondakini açık bırakarak orada atmıştım içimi tamamen dışarı çıkmasını beklemeliydim. İlk açtığımı da o az önce yazdığım biri kapattı. Yerime oturdum. Benim yerim olmadığını belirterek. Devam etmeli miyim? Günüm henüz bitmedi ve böyle saçmalıklarla dolu. Geri kalanı da anlatmak isterim ama şu an bu isteğimi yerine getirmeyeceğim. Yoruldum kendimden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder