23 Şubat 2017 Perşembe
Gerçek
Bomboş yürümek boşlukta. Ayakları yere basan birinin boşlukta yürümesi ne kadar mümkün? İçindeki boşluk dışarı taşıp bir alanı mı doldurmuştu? Boşluk doldurabiliyorsa bir alanı neden onu doldurmuyordu? Bırakılmayacak olduğu söyleniyordu. Peki neydi içindeki bu yoğun terk edilmişlik? O gitmediyse bu yanındaysa kim bırakmıştı onu? Bırakmak için tutmak gerekmez miydi? Tutabilmişler miydi? Tutunamadığını... Hayret ediyordu onu tuttuğunu hatta bırakmayacağını söyleyen varlıklara. Kendisi bile dayanamayıp bırakırken kendini onlar ne kadar kalabilirdi? Yerini bildiğini aradığında bulamayacağını bilmenin derin üzüntüsünü duyarken içinde hayal kırıklığı yaşamamak için alışmak istemediğini söyledi bu duruma. Hayalin kırıklığı, kurulamamasından daha az üzerdi. Kırık bir nesne, baksana kırılınca ne kadar kötü oldu diye gösterilmişti. Kırılırken bile güzel kalma isteği nasıl bir yücelikti. Kırıklık güzel değildi belki fakat daha kötüydü hayalini bile kuramamak. Düşlerinde bile isteyememek. Uzun süreli mutlulukları olsun diye miydi kısa süreli mutsuzluklar? Onun mutsuzluğu da kısa süreli mi olacaktı? Bilmiyordu önemsemiyordu. Kendisi dışındaki herkes önemli kendisi önemsizdi. Üstelik bu kadar iyi gelirken kendine neden önemsemiyordu. Öyle bir boşluk ki asla dolmayacak, öyle bir hal ki asla geçmeyecek... Elinden tuttu kendisine götürmek istercesine, -tuttuğu soğuktu- elleri değil... Çekmemişti belki elini ama sıkıca kavramamıştı da. Ona dokunma cesareti gösterebilmişken bunun anlamsızlastırılması hiç iyi olmadı. Belki de yoktu anlamı tutulan el için belki de çoktu anlamı tutan el için Tutmayacaktı artık ellerini. Tutmamalıydı.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder