18 Şubat 2017 Cumartesi

Kırlangıç

Tarihi geçmişti, yaşantısının.  Kimsesiz kaldığı bir anda konuşuyordu kelimeler. Hiç susmamışlardı ki. Kimse yokken yanında seyretti gökyüzünü dans ediyordu kırlangıçlar bir el uzandı pencereden. Küçük bir el. Görmezden geldi kırlangıçlar. Küçük ellerini dudağının kenarına koyarak  "buradayım" diye bağırdı.  Neredesin diye sormamışlardı. Yine de haykırıyordu aynı dili konuşmadığına yerini. Cevap bekledi. Ses yoktu. Fark etmemişlerdi. Kapattı usulca pencereyi. Pencere açmayı severdi oysa, kapatmamalıydı içeri almayacak olsa da. Sınır koydu araya, camın varlığı onlar için gerçek sebep olacaktı. Onlar gelecek olanlardı. Gelmedi bir süre kimse. Bu süre camın varlığını unutturmuştu ona. Çıkmak isterken çarptı cama. Şeffaftı görememişti. O da bu yüzden mi görünmüyordu. O kadar sert bir cisimden yapmıştı ki camı çarptığı halde kırılmamıştı. Bu yüzden gelemediler belki diye geçirdi içinden. Hafifçe dokundu küçük parmaklarıyla. Yok oldu cam. Kırmadan açabilen girecekti, gelenler vurmuştu.  Yok olunca cam belirdi kırlangıçlar. Hep oradaydılar.Onlarla dans etmeyen bir kırlangıç fark etmişti yok olan camın önündeki küçük bedeni. Tanıdık bir şeyler görmüştü gözlerinde. Kırlangıç yaklaşınca hiç itiraz etmeden onunla gitti. Bütün kırılmışlığını almıştı yanına en dokunulmazlarını atmalıydı içinden. Rüzgar yüzünü okşuyordu.
Ellerini dudağınının kenarına koymadan bağırdı bu kez. Daha gür çıkıyordu sesi. Üstelik bu kez aldırış etmiyordu verilmeyecek cevaplara.Yaşamın ardına gitmeliydi ancak o zaman atabilirdi onları içinden. Neredeydi yaşamın ardı? Bir kırlangıç gidebilir miydi o kadar? Sorular sorarken kendine durdu kırlangıç bir dağ yamacında. Bıraktı taşıdığı küçük bedeni.  O da kırlangıça yük olmuştu... Ne yapacağını bilemedi atmak için yanına aldıkları ağırlaştırıyordu adımlarını taşıyamıyordu.  Etrafına baktı nerede olduğunu bilmeli ona göre savunmalıydı kendini. İnsanlara karşı savunmasızdı. Yükünü taşımakta zorlananları gördü. Başkalarının da yükü vardı. Kötü bir durum olmasına karşın gülümsedi.  Hepsi aynı anda hareket ediyordu.  O da katıldı bu harekete ilerledikçe azalıyordu yükü ilerledikçe gülümsüyordu yüzler. Bir an durdular. Hepsi ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Neredeydiler? Neden buraya bırakıp  gitmişti kırlangıçlar? Sert bir rüzgar esti. Taşınamayanları aldı. Hayretle rüzgara baktılar  hükmediyordu kırlangıç. Sanıldığı kadar güçsüz bir kuş değildi. Rüzgar topladı, topladıkça parçaladı. Yok ediyorlardı birbirlerini.  Uzaklaştı rüzgar. Hepsi hafiflemişti artık yükseliyorlardı kırlangıcın yanına elleri ayakları yok oluyor parlak tüyler belirliyordu bedenlerinde.  Hepsi birer kırlangıç olmuştu. Hep bir ağızdan neredesin diye bağırıyorlardı. Bu kez buradayım diyen onlar değildi. Duyurmak isteyen değil duyacak olanlardı. O sese cevap olmak için dağıldılar gökyüzüne her kırlangıç  küçük bir bedeni kurtarmaya gitti. Yaşamın ardına götüreceklerdi. Çoğalacaklardı attıkça. Sana da uğrar belki bir kırlangıç...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder